Sunday, February 4, 2007

Tüh be !!

Bugün büyük gündü : 41. Superbowl finali, yani Amerikan futbolu maçı. Chicago Bears (yani bizim takım) vs. Indinapolis Colts (yani komşu eyaletin takımı)

Yer gök birkaç haftadır lacivert turuncu idi. Burda moda şu : gündemde ne varsa bina / gökdelen / köprü ışıkları buna göre değişiyor. Noelde de kırmızı / yeşil idi mesela, Cadılar Bayramında ise turuncu. Laci-turuncu çok yakışıyor birbirine bizim renkler diye söylemiyorum. Bears in forması da oldukça hoş, bunu moda otoriteleri söyledi , tabi bu konular basına uzun uzun malzeme oldu. Arabalarda Bears flamaları, bayrakları; sokaklarda Bears bayrakları; insanlarda mutlaka ayılı bir alameti farika, belediye binasının tepesinde Bears şapkası, binalarda ışıklı yazılar : Go Bears!! Havaya girdik , heyecanla bekliyoruz. Gazeteler Irak ve 2008 başkanlık yarışı arasında sürekli maçı yazıyor. Fanatikler anlatıyor. Şehirde büyük ekran TV satışı patladı. Insanlar evlerinde parti veriyor veya publarda/barlarda parti düzenleniyor. Kim sokakta olur ki? Yani hepimiz Bears olduk bugün ekran karşısında !

Maç burda değil Miami de , zaten bu buzda maç yapmak değil, maç sahasında dolanılamaz. Miami de çılgın gibi bir yağmur. Ama farketmez, akın akın Miami ye uçuldu, çocuk-büyük aynı heyecanda birleşti.

Tam 4 saatir ekran karşısında oturuyorum. Bu sadece bir maç değil, aslında bir show,tam bir eğlence, görkemli bir ziyafet! Önce takımlar sahaya çıktı. Tabi Bears sahaya çıktığında çok gurur duyduk, niyeyse. Oldukça büyük bir şamata oldu sahaya çıkış bile. Sonra Florida da fırtınada ölenler için 1 dakika saygı duruşunda bulunuldu. Bu etkileyici hakikaten. Aynı anda Iraktaki birliklerinde saygı duruşunda olduğu gösterdi. Bu manzaralarda milliyetçi olmamak ve Irakta görev yapan "işgalci" Amerikalı askerlere vah-vah" dememek elde mi. Konuyu bölmeyeyim ama bireysel olarak bakıldığında gerçekten hepsi birer kahraman ve bunu gerçekten buna inanarak yapıyorlar. Demek ki ordu her yerde aynı.

Sonra o feci yağmur altında Billy Joel takdim edildi ve o piyanosuyla koskoca stada Amerikan milli marşını söyletti. Bu arada meşhur duyma özürlü (bazıları bu lafı sevmiyorlar, haklılar, hadi sağır diyelim) film aktristi Marlee Matlin milli marşı kendi "sesinde" söyletti. Bu hakkikaten etkileyici, çünkü farklı insanlar kendi stillerinde aynı anı paylaşıyor.

Neyse maç başladı, ben tabi hiç kural bilmiyorum. Öyle baktım, ama sonuna kadar seyrettim. Bir yığın adam birbirine girişiyor, birileri eziliyor, sonra gol oluyor. Galiba taç veya korner kavramı yok, hep saha içi atışlar var. Bir de ilk atış hep geriye kendi alanında , sonra ileri. Gol atılınca anlamak dışında fazla yorumum yok. Bir de koç, oyuncular ve hakem hepsi mikrofonla hareket ediyor. İşte spor ve teknolojinin birleşmesi. Arada muhteşem bir Prince konseri, herhalde biletler ciddi bir tutarda olmalı hem final maçı hem konser olduğuna göre. Sonuçta kaybettik. Hem de büyük farkla. Hayal kırıklığı, publarda sessizlik. Herkes seneye diyor!

Sonra ödül töreni, tabi bu da muhteşem, dünya kupası gibi , eşdeğeri de bu , ama "dünya" olarak kimi kasdediyorlar acaba? Ayrıca iki takımın da koçu African-American yani ayıptır söylemesi zenci. Ödül töreninde bu ödülü alan ilk African-American koç olduğu dile getirildi Colts koçu tarafında. Bunu da idrak ettik Amerika olarak, hayırlı olsun. Ama daha anlamlısı koçun bir zaman bu ödülü oyuncu olarak almış olması. Mısır tarlalarının şehir olan Indianapolis in at nalı uğurlu gelmiş olmalı ona.

Şimdi saatlerce sürecek yorum kısmı başladı, sonuca bakalım : Biz kaybettik, ben de güzel bir ışık gösterisinden oldum.

No comments: